parkeymir1.jpg
parkeymir2.jpg

15 TEMMUZU UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ



 Yönetim Telefonları 

 


   Tel: 0312 485 60 01  

   Cep: 0530 114 24 73  

  Fax:0312 485 60 01  



 

TOKİ DÖNEMİ BANKA  HESAP NUMARALARI

 KULLANILMAYACAKTIR



ÇANAKKALE

Makale İçeriği
ÇANAKKALE
Sayfa 2
Tüm Sayfalar

 

ÇANAKKALE

 

                        Türkler Hun İmparatorluğunun devamında kurulan GÖKTÜRK devleti ile tarih sahnesinde yerini almaya başlar ;

Ey TÜRK! Üstte mavi gök çökmedikçe, Altta yağız yer delinmedikçe, Senin ilini ve töreni kim bozabilir! Titre ve kendine dön! (Bilge Kağan)

 

 

Türkleri İslamiyet ile tanışmaları Orta Asya’da başlamıştır. Türklerin tek tanrı dini olarak kayıtlara geçen Şamanizm inancı ile birçok konuda benzerliği olan İslam inancının Türkler tarafından kabulü ve hızla yayılması bu benzerliğin olmasından kaynaklanmıştır.

            Öncesinde oba boylar halinde İslam’ı tercih eden Türkler Satuk Buğra Han döneminde Karahanlılar zamanında kurumsal bir yapıda İslam dini ile müşerref olmuşlardır.

            İşte yazımıza konu olan Çanakkale mücadelesi ta bu yıllara dayanır. Yani; HAK İLE BATILIN SAVAŞI BU TARİHLERDE BAŞLAR.

İslam dini ile müşerref olan Türkler; disiplinli yaşamları, teşkilatçı yapıları, sadakat ve vefa duyguları ile öne çıkmış ve İslam dininin bayraktarlığını yapmaya başlamıştır. Öncesinde ufak tefek mücadeleler olmuş ama MALAZGİRT SAVAŞI hak ile batılı tarih deki ilk savaşı olur. Sultan Alparslan, 26 Ağustos'ta ordusuyla cuma namazını kıldıktan sonra beyaz bir elbise giyerek '’bu elbise eğer ölürsem kefenim olsun’' deyip askerlerine şu nasihatlerde bulunuyor: ‘'Müslümanların camilerde dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum, galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşir, yenilirsek şehit olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var. İçinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım. Benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler.'’ ve zafer inananların olmuştur. Bunun sonucu olarak Anadolu’nun kapıları Türklere açılır.

 

 

 Hz.Ömer döneminde fethi gerçekleştirilen ve Hristiyan dünyasının kalbi olan Kudüs Müslümanların kontrolündedir. İslam dininin merkezi olan ve Allah’ın kulu ve nebisine ev sahipliği yapan Mekke ile Kudüs’ün muhafazası Anadolu topraklarında başlar. Mutlak fethi gerekmektedir. Bunu Hristiyan dünyası da bilir. Kudüs’ü kurtarmak ve Türkleri geldikleri yere geri göndermek için KITA Avrupası toplanır Haçlı seferleri başlar. Ama Anadolu’da bu sefer Sultan KILIÇ ARSLAN vardır.

HAK İLE BATILIN SAVAŞI HİLAL İLE HAÇCIN MÜCADELESİNE DÖNÜŞÜR

Anadolu’yu VATAN yapan bu aziz millet Orta Asya’dan kalkar ve Viyana kapılarına dayanır. Ama ne bedeller ödemiştir. İçerdeki işbirlikçiler ile ne engeller çıkarmıştır bu milletin düşmanları. Ne gafiller bulmuştur. İstanbul’un fethinden sonra haçlı dünyası kıta Avrupası ile bu milleti savaş alanlarında yenemeyeceğini anlamıştır. 7 düvelden, 77 milletten oluşturduğu bir güç ile Çanakkale önlerine gelmiştir. Koca AKİF bu gücü şöyle tanımlar.

 

 

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,

Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

 

 

            Niyedir bu kin ve öfke. Nedeni çok basit. Avrupa o yıllarda kilisenin ve seçkinler sınıfının çıkarları için inim inim inlemekte iken Türkler tüm dünyaya adaleti, insanlığı, huzuru ve mutluluğu nakşediyor idi. Öyle bir noktaya gelinmiş idi ki Ortodoks Hristiyanlar ‘’İstanbul’da Latin külahını görmektense Osmanlı sarığını yeğlerim’’ demişlerdir. İşte bu yüce düşünceye yenilmiştir kıta Avrupası. Onu çıldırtan budur. İstiyor ki halkın köleliği devam etsin. İstiyor ki arenalarda seçilmişler için insanlar aslanlara yem edilsin. İstiyor ki birkaç soysuz için şarap masalarında kadınlar meze olmaya devam etsin.

İşte onun için Çanakkale önlerindedir bu amansızlar. Merhum Akif bu gücü şöyle anlatıyor.

 

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,

Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

 

 

            Çanakkale sadece Türklerin savaşı değil tüm İslam dünyasının dayanma gücüdür. Çanakkale düşse tüm İslam dünyası düşecektir. Bu bilinçte olan o kahramanları merhum Akif şöyle tanımlıyor.

 

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.

            Ordu komutanına, komutanı orduya tam bir sadakat duygusu ile bağlıdır. O komutan devletin ve sonrasının fotoğrafını çoktan ekmiştir. Son sözü söyler. ‘’Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir.’’

 

 

            Bu mücadeleyi verenleri yine Akif şöyle anlatıyor.

 

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.

Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

 

            Zafer kazanılır; 7 düvelden 77 milletten oluşan o çakal sürüsü bu imanın karşısında daha fazla duramaz. Bu zaferin ve burada görev yapanları yine Akif;

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

 

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

 

Bu mısralar ile anlatıyor. İşte 1071 de Sultan ALPARSLAN’ın emanet ettiği bu güzel vatan kahraman evlatlarının mücadelesi ile yine medeniyetin öncüsü olmaya devam ediyor. Günümüz siyasi tartışmalarda vatan dediğimiz bu toprakların sahipleri hep tartışılmaktadır. Oysa Orhan Şefik GÖKYAY;

 

Ardına bakmadan yollara düşen

Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,

Huduttan hududa yol bulup koşan

Cepheden cepheyi soranlarındır…

Tarihin dilinden düşmez bu destan

Nehirler gazidir, dağlar kahraman

Her taşı bir yakut olan bu vatan

Can verme sırrına erenlerindir.

 

Sahibini belirlemiştir. Biz de atamız Bilge KAĞAN gibi ‘’EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN’’

 

            Zulmün her türlüsünü insanlığa reva gören haçlı dünyasının zalimleri ile güzel ahlakı en büyük erdem gören Türk dünyasının masumlarının bu mücadelesi devam edecektir. Zalimin karşısında YAVUZ, masumun karşısında YUNUS gibi duran bu millet elbette zillete gark olmuş bu dünyada hakkı tutup kaldıracaktır. Bu inancı Gazi ‘’MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR’’ diyerek ifade etmiştir.

Bu zaferin 106 ncı yıldönümünde başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını, bu toprakları vatan yapam tüm şehitlerimizi, vatan için sınır ötelerinde şehadet şerbeti içmiş tüm kardeşlerimizi rahmet minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhları şad mekanları cennet olsun.

 

Ramazan YALGIN

Yön.Kur.Başkanı